| MAKALELER » İstanbul » Kültür&Sanat |
| Aynı Düşlerle Uyanmak... |
| Ayrı düşler görsekte, Aynı düşlerle uyanırız , Kimi zaman… Zaman hepimizin içinden geçen bir tren gibi. Belki de biz zamanın içinden geçiyoruz. Bazen ağır bazen hızlı geçip gidiyoruz bu zaman denen tünelden . Mevsim kış ve olması gerektiği gibi soğuk. İstanbul kar altında. Bir başka güzel oldu İstanbul. Yolları, trafiği görmezlikten gelip, güzelliğin tadını çıkarmalıyım diyorum. Kar taneleri düşlerim gibi dans ediyorlar. Sabahın ilk saatlerinde karla beraber uyandı İstanbul. Tek tek evlerin ışıkları yandı ve uyananlar çoğaldı. Oysa kendi uyanışımız her zaman içe doğru olmalı, kendimize uyanmalıyız. Her zaman ki gibi kendimi, içimde uyanan duyguları, insanları, bakışlarını, yüzlerindeki ifade ile söylediklerinin aynı olup olmadığını sorguluyorum yine. Hayat doğum ile ölüm arasında kalandır. Tıpkı sonbahar gibi. Sonbahar bağbozumunun hüznüne tanıklık eder. Kış ise, kış güllerinin yalnızlığına… Soğuktan karıncalanmış, uyuşmuş parmaklarımla, üşüyen burnumu ısıtmaya çalışırken, bir yandan da gelen otobüsün bizim otobüs olup olmadığına bakıyorum. Biraz ötede bekleyen on altı, on yedi yaşlarında iki genç gördüm. Birbirlerine sarıldıkları için kız mı, erkek mi anlayamamıştım. Çünkü sımsıkı sarılmışlardı. Ancak asıl dikkatimi çekmeyi sağlayan, yağan kar altında şapkasız, eldivensiz, şemsiyesiz yani korunaksız bir biçimde dikiliyor olmalarıydı. Çok sürmedi onların iki genç aşık olduklarını anlamam. Neşe ile gülüp, birbirlerine küçük öpücükler kondurup, elleriyle oyunlar yapıyorlardı. Dokunuşun coşkusunu yaşıyorlardı. Birbirlerine tutkuyla bağlı görünüyorlardı. Hayat gibi… Hayatta doğayla insanı birbirine bağlar. Mevsim kış olmuş, yaz olmuş seven insanlar için hepsi birer bağdır. Her mevsimde ayrı oyunlar oynar, ayrı şekilde adapte olur karşısındakine, mevsime, hayata. Kışları aklıma çocukluğumun sobalı evlerinde, sıcacık, odun kokan odalarda geçirilen zamanlar gelir. Vakit geçirmek için yapılan her şey şimdi nostaljik şarkı edasıyla birbirimize anlattığımız masallar gibi. Sobanın üzerinde patlayan kestaneler, mısırlar, siyah beyaz yayın yapan televizyonda izlediğimiz güzel diziler, komşularımızla beraber büyük bir aile oluşumuz. Evet; Hayat hepimizi ortak paydalarda buluşturmuş, birbirimize yaslanmıştık. Hayatın içinde sakince akarken bizler, yaslanmakta vardır birilerine, bir şeylere, bazen coşkuyla, bazen, aşkla, bazen dostlukla… Şimdi? Bazen eksilmesin diye, gitmesin diye, bir şeyler bitmesin diye bazı şeyleri hiç yaşamamış olmak iyidir. En çok sevilen hep kalsın diye hiç konuşmamak iyidir. Hiç anlatmamak iyidir. O varmış gibi hissetmek, onun hep var olacağını bilmek ama yokmuş gibi davranmak iyidir. Evet belki de bir şeyleri hiç tüketmeden yaşamak da iyidir. İyi gelir insana. Kırık dökük duyguları biriktirip, nefretle, öfkeyle hatırlanan anıları hiç bırakmadan yaşayıp durmaktansa, belki de hiç yaşamamış olmak her şeyden iyidir. İyidir kavga etmemek, savaşmamak. Konuşabilmek, bazen konuşmadan sadece dinleyerek anlamaya çalışmak… Şimdi? Aynı kökten beslenen koca bir ağacın kökleri değil miyiz? Mertlik, yiğitlik, sevda türküleri, hikayeleri ile büyümedik mi? İnsan hayatta ‘bende varım’ dediğinde vardır… Şimdi yok etmek için uğraşıyoruz adeta. Neden yüzyıllar boyunca dostlukla, sevda ile yaşanılagelmiş bu topraklar, yıllarca uğraşılarak elde edilmiş özgürlük ve bu ülke… Şimdi neler oluyor? Birbirimize yabancı olduk. Yazıma başladığımda gördüğüm o iki gencin aşkından yola çıkıp, güzel bir hikaye anlatacaktım. Fakat bu karışık, birbiriyle barışık olmayan insanların anlattıklarını, yaptıklarını, son zamanlarda yaşanılan her şeye seyirci kalanları düşününce kendiliğinden akıverdi kelimeler. Şimdi bize, bu ülkeye bağlanmak lazım. Hayatı çekilebilir hale getirmeli insan… Anlarsak, seversek, dinlersek; şenliğe dönüşür hayat. Hayata nasıl bakarsak hayatta bizi öyle yanıtlar. Yalnızlık yok olur gider, Yürek yüreğe durdukça, bağlanırız bizi biz yapan değerlere… Aynı düşlere uyanmaya… Ayşin Kayış Aysin.kayis@kalkinma.org |
| Eklenme Tarihi: 03.02.2008 16:05:22 | Okunma Sayısı: 655 |
| Geri Dönmek için tıklayın. | |