| MAKALELER » Trabzon » Kültür&Sanat |
| İnsanın İnsanı Sömürmesi |
| Önemli günlerde ( bayram, sevgililer günü vs ) daha fazla satış yapmak isteyen mağazalar camlarını “indirim” yazısı ile süslüyor. Yapılan çeşitli kampanyalarla müşterinin ilgisini çekmeye çalışıyorlar. Aslında yapılan “kışkırt ve sat” mantığından hareketle ceplerini doldurmak. Elbette insanlar gerekli olan harcamalarını yapacaklar. Ama öyle bir merhaleye geldik ki önümüz uçurum. Zorunlu harcamalardan daha fazla keyfi harcamalar yapılıyor. Tabi bu durum tasarruf açısından önemli bir kayıptır. Zira tasarruflar yatırımları gerçekleştirecektir. Ama öyle olmuyor işte. Özellikle kentli nüfus, kontrol edemediği harcamalar neticesinde tasarruf yapamıyor. Yakın bir geçmişte TEGV ve Citibank tarafından gerçekleştirilen 'Türk toplumunda tüketim ve tasarruf alışkanlıkları araştırması'na göre, Türkiye kentsel nüfusunun sadece yüzde 13'ü tasarruf yapıyor. İşte büyüyen Türkiye’nin bir başka resmi. Diğer taraftan ne zaman %70 indirim yapıldığını duyuran “indirimli satış dönemi “ afişi görsem bir tuhaf oluyorum. Yapılan çok değil, bir gün önce “ sizi %70 kazıkladık, enayi yerine koyduk” demenin büyük bir pişkinlik, meşruluk ve anlaşılması zor bir özgüven içinde ilan edilmesidir aslında. Buna rağmen kimse “yüzde 70 indirimle satabiliyorsan daha niye satmadın ?” diye basit bir soruyu sormaz, büyük bir aymazlık ve Moğol istilasını aratmayacak bir çoklukla mağazalara hucum edilir. Uzaktan bakan biri, yağmayı andıran görüntülerden yoksulların büyük isyanının başladığı izlenimini edinebilir. Oysa olan biten basit bir alış veriştir. Daha doğrusu, alanın aldığıyla kaldığı, satanın ihya olduğu ticaret. Kazananın kaybedene “vay be ne kadar çok kazandık” duygusunu, heyecanını, mutluluğunu yaşatarak kazıkladığı büyük bir piyasa manipülasyonu…. Sistem basit, tüm değerlerden sıyrılarak insanın insanı sömürmesi…. Demek tüketim toplumu böyle olunuyormuş. Şöyle bir düşünelim.Üzerinde yaşadığımız bu topraklarda, bin yıllık mazimiz olmasına rağmen ülkemizin iktisat fakültelerindeki ders kitaplarında bizden neredeyse hiçbir şey yoktur. Mesela, Adan Smith, Karl Marks vardır. Keynes vardır da, bizim ruh kumaşımıza uyacak ne bir ekonomik model, ne de bir teorisyen vardır. Durum öyle vahim ki böyle bir dertle dertlenen bile yok denecek kadar yoktur ! Cemil Meriç’in “izm’ler üzerimize giydirilmiş deli gömlekleridir” diye vurguladığı, harikulade tespitine nispet edercesine, bolca, “izm” vardır ama milli olana ( bizden olma) izin yoktur. Ülkemizde kapitalist bir düzen vardır. Büyük balığın küçük balığı yuttuğu serbest piyasa ekonomisi denilen sistem,küçüklere hayat şansı tanımadığı, kurdun kuzuyu yeme özgürlüğüne denk, sahte, cilalı bir teşebbüs hürriyeti vardır. Ders kitaplarında bizlere öğretilen “homo economicus” yine Cemil Meriç’in ifadesiyle , en az gayret ve emekle en çok kazanç sağlamaktan başka bir amaç gütmeyen varlık sahibi. İşte bu ekonomik adamın amacı sadece mal üstüne mal yığmak olunca gelinen nokta ortada. Peki bu çıkmazdan nasıl kurtuluruz diye bir proje geliştiren insanımız var mı ? Üretim ve tüketimi faaliyetimizin yanında en önemli özelliğimiz olan “düşünme” gücümüzü harekete geçirmeliyiz. Görev hepimize düşüyor. Bilinçli bir toplum yapısı oluşturmak atılacak ilk adım olsa gerek. Gelecek nesillere nasıl bir Türkiye , nasıl bir cemiyet yapısı sunuyoruz. Bu çok önemlidir. Unutmayalım; vakti zamanında üçüncü Napolyon’un “ Girit’i kaça verirsiniz ?” sualine “ aldığımız fiyata” diyerek tokat gibi cevap yapıştıracak, Keçecizade Fuat Paşa’larımız artık yoktur. “Derdi dünya olanın değeri, bağırsaklarındaki kadardır.” Muammer Yeşilyurt |
| Eklenme Tarihi: 01.04.2008 17:48:59 | Okunma Sayısı: 727 |
| Geri Dönmek için tıklayın. | |