| MAKALELER » İstanbul » Kültür&Sanat |
| Yarim Kalmış Vedalar... |
| İçimdeki pusulayı kaybetmiştim, Yollar, yönler karışmıştı, Yüreğim deniz feneri oldu, kılavuzum yarım kalmış vedalar... Her gün olduğu gibi sabahın erken saatinde yollara düşmüştü. Sabah ezanının kulaklarında bıraktığı hoş sedayı hala duyuyordu. Hava soğuktu ama o hiç üşümüyordu. İstanbul’un soğuğu büyüdüğü şehrin, kara ikliminin dondurucu soğuğuna benzemiyordu. Orada nefesi bile donardı insanın, buz tutmuş odasının camlarına adını tırnağıyla kazıyarak, resimler çizerek vakit geçirirdi. Uzun saatler camın önünde oturup dışarıda yağan karı seyreder, oynayan çocuklara imrenerek bakardı. Dışarı çıkmasına izin vermezdi annesi, “üstünü kirletirsin” derdi, çok titizdi, her gün çamaşır yıkar, her gün evi dip köşe temizlerdi. Şimdilerde anlıyor ki annesi “obsesif ” idi. Kim bilir neler canını acıtmıştı, neler ve kimler onu üzmüştü, ne yaşamıştı da bu kadar takıntılı olmuştu... Kendisi bu nedenle mi bu kadar dağınıktı? Bu soruyu zaman zaman kendisine sorardı ama cevabını bulamadı şimdiye kadar. Düşüncelerinden sıyrılıp otobüse yetişmek için koşmaya başladı, her zaman ucu ucuna yakalardı bu otobüsü. Bazen de kaçırır, kısıtlı olan parasını taksiye vermemek için iki araç değiştirerek işe gitmeye çalışırdı. Gün boyu çok yoğundu ve o gün yetiştirmesi gereken projeden başka bir şey düşünmedi. Gün bitmiş, akşam olmuştu ve kalabalık otobüsün balık istifi şeklinde olan yerleşiminden yine nasibini almıştı. Eve vardığında, evin sıcak olması çok hoşuna gitmişti.. Günün en güzel anı, evine adım attığında yüzüne vuran sıcaklıktı. Güvenli ve huzurlu bir hava veriyordu evin sıcak olması. Baba evi gibi; sıcak, huzurlu ve güvenli... Neredeyse kırk yaşına gelmişti ve hala baba evini düşünüp, özlüyor olması bir an onu şaşırttı. Hiç büyümeyecek miydi? Evlatlar her zaman ana-babalarının gözünde olduğu gibi çocuk muydu? Birlikte olunan kadınlarda, erkeklerde neden hep kendi anne ve babamıza benzer özellikleri olanları seçeriz. Bu bir tesadüf müdür? Yoksa bilinçaltımızın bize oynadığı bir oyun mudur? Tüm bunları düşünürken, ocaktaki kaynayan suyun, daha doğrusu kaynamaktan bitmiş ve yanmaya yüz tutan çaydanlığın sesini ve aynı zamanda kesif bir plastik kokusunu duydu. Söylenerek mutfağa koştu, bunu hep yapıyordu. Düşüncelere dalıyor ya da elindeki işe konsantre olup diğer tüm şeyleri unutuyordu. Bu bir yıl içinde attığı üçüncü çaydanlık olacaktı. Çalışıyordu, sevdiği ve çocukluğundan beri yapmak istediği işi yapıyordu. Her şeyden önce yaratıcılığını kullanabiliyordu. İnşaat mühendisi idi ve bunun neresi yaratıcılık içeriyor diyenler olabilirdi. Oysa içinde aşkla, sevgiyle yoğrulmuş onlarca, yüzlerce insanın oturacağı, yaşayacağı evleri yapmak, onlar için ne daha iyi oluru bulup yapmak yaratıcılık değil de ne idi. İnsanlara hayatlarını kurmak için çalıştığı işyerleri, okullar yapmak ne mutluluk verici idi. Sağlam olmalıydı, hayatı kolaylaştırıcı olmalıydı. En azından duygusal tarafı ile aklını birleştirip öyle çalışıyordu projelerini yaparken. Büroda işleri biter bitmez bizzat başında duruyordu inşaatların. Çaydanlığı çöpe attı diğerleri gibi, yıllardır yalnız yaşıyordu. Yıllar önce ailesi binlerce Türk ailesinin yaptığını yapmış ve Almanya’ya gitmişlerdi. Çocukluğunun en güzel yıllarını dilini bilmediği o ülkede alışmaya çalıştığı arkadaşları ile gittiği çocuk yuvasında geçirmişti. Anne ve babası çalıştığı için ve bakacak kimseleri olmadığından, iki kardeşi ile birlikte yuvaya gitmişti. Akşamları büyükleri alelacele hazırlanıp yenen yemekten sonra yorgunluktan uyuyakalırdı ve Onlar yine yalnız kalırlardı. Bir süre sonra ablası hadi uyuyun artık deyip onları zorla yatırırdı. Günler haftaları, haftalar ayları kovalamış ve okula gitme zamanı gelmişti. Ablası ve abisi Almanya’da okula gidiyorlardı ancak babası bu durumdan hiç hoşnut değildi. Vatanından ayrılmış ve hasret çekmiş olmanın zorluğu ile beraber onların kültürü ile büyümeleri onu çok üzüyordu. Büyük oğlu iyice haylaz olmuş, Türkçeyi kötü konuşur olmuştu. Nispeten ilk göz ağrısı, kızı daha eve bağlı, munis ve adet, gelenek, görenek nedir biliyordu. Kızı da evlenme çağı gelmişti, bir yabancıya gönül verecek ve onunla evlenecek diye korkuyordu. Haftalarca düşündü, karısı ile saatlerce tartıştılar ne yapmaları gerektiğini ve sonunda kızıyla küçük oğlunu babaannelerinin yanına, yurda göndermeyi uygun buldular. Böylece kız kendilerine uyan biri ile evlilik yapma şansına sahip olacaktı. Üstelik işletme okumuştu ve Almancası fena olmadığından bunu da kullanarak bir iş bulabilirdi. Okula yeni başlayacak oğlu için ise daha çok seviniyordu. O kültürünü unutmayacak, vatanında, kendi gelenek ve göreneklerine göre büyüyecek ve okuyacaktı. Elbette ayrı olmak zordur. Zaten sırf bu ayrılık fikri ona zor geldiğinden hepsinin birden sürüklemişti peşinden. Niye? Çünkü çocukları kendisi gibi yokluk çekmesinler istiyordu. İyi bir gelecekleri olsun istiyordu. Para kazanıp memleketine dönmek ve rahat etmek istiyordu. Bugün ne olmuştu da bunları düşünmeye başlamış ve bu nedenli yüreği sıkışıp kalmıştı. Yarına yetiştirmesi gereken işleri vardı ve üstelik birlikte olduğu kız arkadaşı görüşememekten dem vuruyor ve bu yüzden onu galiba terk etmeye hazırlanıyordu. Yıllardır hiçbir ilişkisi bir yıldan fazla sürmemişti. Gerçi bu sefer ki neredeyse bunu başaracaktı. İyi anlaşıyorlardı, ilgi alanları aynıydı ve beraberlerken iki çocuktan farksız olup çok eğleniyorlardı. N e var ki, çok çalışıyordu ve haftada bir bazen iki gün zor görüşüyorlardı. Aslında en önemli sorun kendisinin bazı zamanlarda ortadan yok olması idi. Telefonları kapanır, evde bulunmaz, kimse nerede olduğunu bilmezdi. Kimselere nerede olduğunu söylemez ve bu açıklamasız yok olmalar haklı olarak genç kadını çılgına çevirirdi. İş yerinden işim var diyerek çıkar ve bazen birkaç saat bazen iki gün ortadan yok olurdu. Genç kadın önceleri evli olduğunu düşünmüştü. Sonrada onun kendi başına kalmak için bilinmedik bir yerlere gittiğini ve orada kalmanın ona iyi geldiğini anlamıştı. Gittiği iki yer vardı; birisi Anadolu Hisarı tarafında küçük bir kıyı köyündeki kahve, diğeri ise anlatsa herkese tuhaf gelecek olan bir yer olan Tarlabaşı idi. Beyoğlu’nun o arka sokaklarında dolaşmak ona kafasındaki her şeyi boşaltıp, dinginleşmesine neden oluyordu. Tuhaftı çünkü o sokaklar hem güvenli değildi, hem de iç içe geçmiş, eski evlerin ve dar sokakların karmaşıklığı hiçbir yerde yoktu. Sokaklar eskiye uzanan dar yollar gibiydi. Kim bilir ne günler, ne yıllar geçmişti. Makaralarla asılan çamaşırların renkleri, eski ahşap evlerin renkleri ile zıt bir kontrast oluştursa da içinde bir uyum, bir tutku vardı adeta. Şimdi yalınayak çocukların dolaştığı sokaklarda eskiden kim bilir ne alımlı kadınlar, ne külhan beyler dolaşmıştı. İşte kafasının karıştığı, içinin daraldığı, içindeki yoksunluğun tarif edilmez acısını hissettiğinde o sokaklarda dolaşmak, o rutubet ve deniz kokan, aşk kokan sokaklarda yürümek çok iyi geliyordu. Kıyı köye ise babasının kendisini yolladığı yatılı okul yıllarından kalma yalnızlık duygusuyla gidiyordu. Boğazın en ucundaki bu köydeki küçük kır kahvesinin kırık dökük masaları vardı, ama öyle sıcak ve yakın bir kahveci vardı ki, insan kendisini orada sevdiklerinin yanında gibi hissediyordu Ailesinden uzak geçirdiği yıllar onun zamanından önce büyümesine neden olmuştu. Şimdi anlıyordu neden ayrı kalmıştı onlardan ama o yıllarda küçük kalbi ve aklı almamıştı. Hep kırıktı, hep küskündü. Yıllar hep özlemle geçti, hep yaz aylarını bekledi görüşmek için. Üniversiteyi bitirip de çalışmaya başlayınca, çocukluğundaki duygularını neredeyse unutmuştu. Sonra hayat mücadelesi, iş, arkadaşlar, sorumluluklar derken zaman geçivermişti. Kardeşleri büyümüş, ikisi de çalışmaya başlamış, hatta ablası evlenmişti. Annesi ve babası ise yaklaşık iki yıl sonra emekli olacaklar ve aldıkları yazlıkta oturmaya başlayacaklardı. İçindeki pusula ne zaman şaşmıştı ve neden bomboş hissediyordu kendisini... Bir arkadaşı “yasını yaşamadın, yarım kalmış vedanı tamamladığında rahat edeceksin” demişti. Vedalar yarım kalır mıydı? Veda etmiş olsaydı geri döner miydi gidenler? Bugün yine kıyı köydeydi ve kayboluşunun ikinci günüydü. İki gündür hiç ağlamadığı kadar ağlamıştı. Bu sefer veda etmeye gelmişti. Yarım kalan vedasını tamamlamak üzere... Kaç sevgilisini terk etmişti, kaç kadın onu terk etmişti de veda edip etmediği aklına bile gelmemişti. Kaç kez ailesinin yokluğunda yıllarca onları görmeden yaşamıştı da bu kadar koymamıştı. Ancak bu kış gününde, puslu ve soğuk aralık gününde ölümü buz gibi içinde daha bir fazla duydu. Ölüm ayrılıkların en zoruymuş, doğruymuş tüm söylenenler. Tüm ayrılıklarda biliyordu ki isterse tekrar kavuşulurdu, belki de bu yüzden veda etmiyordu... Bir kaç hafta sonra babasının ölüm yıldönümüydü, yıllardan beri ilk kez ayrı geçen yılların acısını bu kadar derin hissetmişti. Keşke dedi. Her keşke içini kavurup yaktı. Bugün veda edecekti, kendini rahat bırakacaktı, Huzurlu olmalıydı giden de kalanda. Bir işaret bekliyordu galiba, bir söz, bir yol. Zaman evet doğru duydunuz geçip giden zaman ve yıllar ona kılavuzluk etmişti. Yıl bitiyordu, aynı ömrün bittiği gibi. Nasıl geçtiğini anlamamıştı bile. Daha dün gibiydi yeni yılı kutlayışları. Daha dün gibiydi çocukluğu. İçinde bitmeyen sorgulamayı bir kenara atmalıydı. Geçmişte verilen kararlar o zaman doğru gelmişti babasına, annesine, herkese. Şimdi olsa asla kabul etmezdi ayrı büyümeyi, beraber olmanın verdiği güvenden vazgeçmezdi, her türlü sıkıntı bu güvene değerdi. İzin vermemeliydi derinlerinde, bir yerlerinde bekleyen hüzne, öfkeye, acıya... Gitsinler istedi içinden. Kıyı köyde saatlerce ağlayarak tüm acılarına veda etti. Pusula doğruyu göstermişti. Hak ettiği vedayı kendisi içinde yapmayı başarabilmişti. Yılın neredeyse son günleriydi, hala kar yoktu şehirde, soğuktu ama o güneşli bir sabaha uyandı. Yüzünü yıkamadan telefona gitti eli ve o çok iyi bildiği numarayı ezbere çevirdi. Havalimanının aramıştı, kalkacak ilk uçağa iki kişilik rezervasyon yaptırdı. Aydınlık yüzlü sevgilisi ile annesine gidecekti. Yeni yıla kalabalık ve yaralarını sarmış olarak girmeye karar vermişti. Ayşin Kayış Aysin.kayis@kalkinma.org |
| Eklenme Tarihi: 27.12.2007 12:19:19 | Okunma Sayısı: 1533 |
| Geri Dönmek için tıklayın. | |